Prof. Dr. Abdulkadir GÜLLÜ: ÖZGÜRLÜK SINIRSIZ OLAMAZ VE BÖLÜCÜLÜK ÖZGÜRLÜK DEĞİLDİR

Prof. Dr. Abdulkadir GÜLLÜ: ÖZGÜRLÜK SINIRSIZ OLAMAZ VE BÖLÜCÜLÜK ÖZGÜRLÜK DEĞİLDİR

İnsani Değerler Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Abdulkadir GÜLLÜ'nün Yeni Yazısı..

İnsanın birey olarak her şeyiyle özgür olması, özgür kalması, özgür yaşaması kulağa çok hoş gelebilir. Böyle bir insanla; birlikte olduğunuzu, birlikte yaşadığınızı, iş yaptığınızı, yolculuk yaptığınızı, bir şeyleri paylaştığınızı düşünün. Ve bu insanın hiçbir kural tanımadan; kafasına göre ben böyle istiyorum, ben böyle seviyorum, ben böyle uygun görüyorum diyerek aldığını, verdiğini, yaptığını gözünüzde canlandırın. Nasıl? Hoş görünüyor mu manzara? Sözü eğip bükmeye, çirkini süsleyip güzel göstermeye, güzeli de tırtıklayıp çirkinleştirmeye gerek yok. Hiç de güzel gözükmüyor.

O halde, toplum halinde yaşanılan bir ortamda insanların ferdi özgürlüğü; toplumun insicamını, ahengini, milli değerlerini, manevi duygularını bozacak seviyeye gelemez, sınırsız ve doyumsuz olamaz. Gelirse de hoş görülemez, tolere edilemez.

Yıllardır bu memlekette yasalara rağmen, bazıları tarafından, zorlama ayrımcılık veya dayatma bölücülük yapılmakta, insanların huzuru, ağzının tadı kaçırılmakta, bunlarla uğraşırken de ülkenin ekonomisi tahrip edilmektedir.

Küçük çaplı ve ferdi bazdaki farklılıklar, toplumun kültürel zenginliğini artırır, ayrıca hayatı daha renkli ve enerjik yaşama gücü verir. Ama bunun sınırı aşılırsa, bu modern çağda, her farklılık ayrı bir devlet ve millet yapılanması gibi algılanırsa; toplumun ne kültürü kalır ne bütünlüğü muhafaza edilir ne de vatanın müdafasında gücümüzü koruyabiliriz.

Parti, cemaat, topluluk ya da hangi ad altında olursa olsun, bir vatan bölünmek isteniyorsa buna özgürlük diyemeyiz, çünkü, bölücülük özgürlük değildir.

İnsanların bir vatanda, bir devlet adı ve bayrağı altında, pozitif ya da negatif ayrıcalıklı sayılmadan demokrasi erdemi içerisinde, sorumlu bir özgürlükle yaşaması, fert olarak herkesin insani hakkı, yaşatmak da devletin görevidir. Bütün bu anlayış ve güvencelere rağmen; vatanı bölmeyi, varlığımızın milli ve manevi sembol ve değerlerini tahrip etmeyi veya yok saymayı, yaşama tarzı haline getirenlerin iyi niyeti söz konusu olamaz.

Yine bu değer ve sembollerin, yalnızca birilerinin inhisarında sayılması da kabul edilemez. Bu yaklaşım; sahip çıktığımızı sandığımız milli ve manevi değerleri, farkında olmadan küçültmek gibi bir yanlışa yol açar. O halde, hepimizin varlığını, birliğini temsil eden değerler; bizi bir arada tutan en güçlü bağlarımız olarak yine hepimizin olmalı, kişi ya da bir gruba mal edilmemelidir.

Milli birliğin kuvvetini ve kudretini idrak ettiğimizde, milletin tanımı ve devletin koruması altında olan her insanımız; devleti ebed müddet anlayışıyla, asırların tarihi ve kültürel birikimiyle, rengiyle, dokusuyla, deseniyle, Türk Milleti olarak ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak ilelebet yaşatılır, ta ki Rabbimizin büyük kıyametine kadar.

Tekrar ediyorum, bölücülük asla özgürlük değildir. Bütün iyi niyetli anlayış ve yaklaşımlara rağmen, kendini zorla farklı hissedenler; özü, atası, kumaşı bizden olmayanlardır. Aramıza sokulmuş emperyalistlerin maşaları veya taşeronlarıdır. Onlar bu düşüncelerinden görevleri gereği vazgeçmeyecektir, ama Türk milleti de onları hep bilecek ve onlara yüz vermeyecektir.

Bütün benliğimle inanıyorum ki; “insan olmak” başlı başına bir değerdir. Onun detayları elbette kültürel mensubiyet, inanç vs. açısından belki bazıları için daha fazla yakınlık vesilesidir. Buna sonuna kadar saygı duyuyorum, itiraz etmiyorum.

Benim anlamakta zorlandığım ve kabullenemediğim şey, her farklılığın bir devlet yapısıyla temsil edilme noktasına taşınma zihniyetidir. Böyle bir şey; ne teorik olarak ne pratik olarak uygulanabilir değildir. Çünkü bu farklılıklar, istenirse, binlerce sülale topluluklarına kadar çoğaltılabilir. Bu niyetle organize olmak, geri planda bu fikri icra etmek üzere parti yapılanmaları oluşturmak ve dahası terör örgütleriyle irtibatlı olmak, iyi niyetin olamayacağı ve ciddi bir şekilde sorgulanacağı aşamadır. Şiddet, silah ve kan üzerinden siyaseti tercih etmek, normal siyasetten uzaklaşmaktır. Bu boyutun payesi ve faydası ancak emperyalistlere olur. Kesinlikle yapana ve yapılana olmaz, olamaz.

Demokrasinin en yüksek seviyede uygulanabilmesi ve insanların belli sınırlar dahilinde, demokrasinin nimetlerinden bir birey olarak, ya da çeşitli kültürel ve sosyal birliktelik oluşturan topluluklar olarak yararlanabilmesi itirazdan varestedir.

Hele hele Türk milleti gibi binlerce yıllık bir tarihi geçmişi olan ve son temsilcisi olarak Türkiye Cumhuriyeti Devletiyle temsil edilen bir devlete karşı, herhangi bir saikle ve herhangi bir şekilde, ihanet asla kabul edilemez ve hoş görülemez. Böyle fikirler taşıyan kimler varsa her zaman duvara çarpmaya ve dumura uğramaya mahkum olacaktır.

Zaten Anayasamızda da yerini almış olan bir maddede bu husus çok açık olarak ifade edilmiştir.
“Madde 14 - Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.”

Değerli dostlar, devleti ve milleti vücudumuz gibi düşündüğümüzde; sağlıklı bir görüntünün ve gerçeğin de öyle olmasının ne kadar önemli olduğunu anlarız.
Kimi görsel planda ve önde, kimi de işlev olarak iç ve geri planda olsa da, bir insanın her bir uzvu bir görevi icra eder. Hepsi birden vücudumuzu oluşturur ve tek tek hepsi de hem değerli hem de gereklidir. Bir uzuvda sıkıntı olduğunda onu gidermek için gereken yapılır ve bütün vücut huzura kavuşturulur. Her zaman en iyi çözüm en insani çözüm olarak düşünülmelidir. Uzuv eksiltmesi ve uzvu gözden çıkarmak en son ve en acı veren çözüm olur.

Vatanın ve milletin bölünmesi bir vücudun bölünmesinden farksızdır ve bunun kabulünü geçelim fikri bile tahammül edilir değildir. Bu tür düşüncelerin boşa olduğu ve böyle düşünenlerin enerjilerini boşa harcadığı, bunun yerine hem kendileri hem de ülke için daha iyi işlerin peşinde olmaları temennimizdir.

Aslında tavizsiz yapılması gereken şey, kanunlara ve kurallara aykırı davranılmasını en baştan ve ayrım yapmadan engellemektir. Bir gruba aşırı suçlayıcı ya da birliği bozacak kadar çözüm önerileri içeren yaklaşımlar yaparsanız, ölçüyü kaçırırsanız, işi yine bölücülük noktasına taşımış olursunuz. Esas olan; imtiyazsız bir birliktelik felsefesini, temelde kucaklayıcı, doğru proje ve projeksiyonlarla millete hizmeti gaye edinen yaklaşımları, kurumsal olarak temsil eden yapıları oluşturmak ve yaşatmaktır. Bu kurumları temsil edenlerin de her zaman doğru üslubu kullanmayı tercih etmeleri temennimizdir. Bir yarışı kazanmak adına, kalp kırmaya, hakaret etmeye varan bir uslup ve her türlü ayrımcılık incitici ve itici olur. Sevginin gücünü ve büyüklüğünü devlet adamlarımızın üslubunda ve büyüklüğünde de görmek arzumuzdur.

Bölücülük; devletin temsilinde, milletin tanımında, vatanın coğrafyasında, dinde, meslekte, cinsiyette, ırkta, kültürde vb. olarak hangi alanda yapılırsa yapılsın toplumsal barışa hizmet etmez, etmiyor ve etmeyecektir. Bunu idrak ederek yaşayan insanlar, toplumun birbirine sevgisini ve devletin gücünü artıracaklardır.

O zaman sarılmamız gereken seçenek; insani değerlerimizi yükseltmek, gücümüzü refahımıza yönlendirmek, birbirimize sevgimizi esirgememek ve artırmak, birliğimizi kuvvetlendirmek, ülkemiz başta olmak üzere, dünyamızı daha yaşanılır kılmaya katkı sağlamak için samimiyet ve ciddiyetle çalışmaktır, değerli dostlar...